Sayı #2 · 09.07.20 Kesilmiş e-postanın tamamı için tıkla!
facebook twitter instagram youtube website
#2 · Doksanlar, Dayım ve Yeraltı Kütüphanesi

Selam oradaki...
Umarım iyisindir, yani en azından, olabildiğince iyi...

Geçen haftaki bülteni hem ters bir saatte gönderdiğim hem de çok felsefi yazdığım için pek etki bırakmadığını düşünmüştüm ki son iki-üç günde yine müthiş cevaplar, paylaşımlar gördüm. Demek ki buranın adeti böyle. :)

Bugün yine nostaljiden bahsedeceğim ama sohbet havasında.

2000 sonrasında doğanların bir nostaljisi olacak mı bilmiyorum çünkü her şey o kadar hızlı ki artık, kuşaklar arası fark nasıl daralıyorsa, dönemler de hızla nostaljileşiyor.

Facebook çıktığında örneğin, 2007 civarıydı ve üniversitedeydim. Çok iyi hatırlıyorum çünkü çok sağlam aldatılıp terk edilmiştim ve o depresyon sürecinde sürekli TV ve PC ekranına bakıyordum.

Bizim bildiğimiz ölçütlere göre 13 yıl, bir şeyin nostalji haline gelmesi için çok kısa. Ama o günler benim için bile eskidi. Yeni kuşakların algısı, geçmiş anlayışı çok farklı olacak. 

Ben 1987'liyim, bizim nostaljimiz 1990'lar.

Acayip bir olaydı 90'lar, değil mi? Şarkılar, diziler, TV programları, kılık kıyafet falan...

Öyle miydi gerçekten? 

Yayımlanmamış roman kahramanlarımdan İskender şöyle demişti bir keresinde: "Bebeğim, ben yaklaşık 90'ların sonundan beri hiçbir şeyden tat almıyorum." Gizem ona "Ya çocuktuk o zaman, neyini hatırlıyorsun 90'ların?" deyince İskender'in cevabı şu olmuştu:

“O yüzden güzeldi ya... Çocuk olduğum için sadece güzel yanını gördüm. Bosna’dan, Körfez Savaşı’ndan, Uğur Mumcu’dan, Metin Göktepe’den, Sivas’tan, Susurluk’tan falan habersizdim. Allah korumuş, ya doksanları da ikibinler gibi aklıselim yaşasaydım!”

2000 sonrası Türkiyesi 1990'lara rahmet okutuyor, biliyorum. Ama kötü bir haberim var: 1990'lar bugünkü bedbahtlığın bir başka versiyonuydu sadece.

İnsan tabiatı kendini kandırmaya müthiş eğilimli olduğu için zaman geçtikçe geçmişin acısını, sancısını, travmalarını unutuyor ve geçmiş, şimdinin karşısında her zaman kazanıyor.

Ama insanlık hiçbir zaman bir altın çağ görmedi. O yüzden batık kıtalara, Cennet bahçelerine, keşfedilmemiş diyarlara, paralel evrenlere düşüşümüz.

Bu hafta yeni bir kitapla geldim. Yıllar önce "Acaba Türkçede hangi Rock kitapları yazıldı, çevrildi?" diye giriştiğim sahafiye ve kütüphane araştırmaları yıllar içinde evrildi ve bu kitaba dönüştü. 

Sen bu satırları okurken kitap stoklara girmiş olacak. Okumaya değer görürsen ve beğenirsen ne mutlu bana.

Doksanlar deyince aklımda canlanan çok güzel şeyler var. Ama içlerinden biri, bu kitabı yazmamı sağladı: Birlikte, aynı odada büyüdüğüm dayım.

Onun getirdiği kasetler sayesinde tanıştım Rock ve Metal'le, her müziği dinledim büyüdükçe ama anavatanım hep bu ikisi oldu. O sabahın sekizinde iki büyük kolonun arasına kafasını koyup Sepultura dinlemeseydi, parasını kasetlere, tişörtlere, Blue Jean'e yatırmasaydı ben çok eksik kalırdım ve bu kitap da olmazdı. 

İlk romanım Kadran Kadraj'ı heyecanla gönderdiğimde, baş kahramanı Kalender'in çocukken dayısının porno dergilerini bulduğu sahneyi okuyunca "Herkes beni araştıracak, rezil olacağım," diye delirmiş, "Ben bu kitabı yakıyorum, sen de piyasadan toplatıyorsun," diye mesajla fırça atmıştı.

Neyse ki kitap da ben de öyle ünlü falan olmadık da kimse Google'a "Koray Sarıdoğan'ın dayısı" yazıp "Oo, seni pornocu," falan diye DM atmadı. kendisine

Dayım benim kahramanlarımdan. Her anlamda kahraman.
Onu merkeze yerleştirdiğim bir roman fikrim de var, epey yazdım hatta. Arada zaman buldukça yazıyorum. Adı şimdilik "Kaygı". "Olmasından korktuğum her şey olsaydı 40 yaş civarı nasıl biri olurdum?" sorusundan hareketle yazıyorum. 

**

Yeraltı Kütüphanesi bir nostalji arayışı, bir altın çağ uydurması değil.

90'larda Rock kültürünün biçimlendirdiği, bir süre sonra Rock'ı da aşan müzik yayıncılığı, edebiyatı, dergileri, fanzinleri, arşivden notlarla anlatıyor. Politik, gerçekçi altyapısından koparmadan, yalancı bir güzelleme yapmadan. 

Gelecek hafta belki bir ön okuma metni de paylaşırım.

Kendine iyi bak.
Burada olman güzel...

Madem 90'lar dedik, Rock dedik. O zaman buyurun benim için eski, sizin için yeni playliste.

Aklımda şöyle bir fikir var:
İzleme, dinleme, okuma önerilerimi burada paylaşınca her şey çok karışıyor sanki. Şahsi ve Muhterem'e haftalık devam edip belirsiz aralıklarla Güney Raporları adıyla ayrı bir bülten çıkabilirim belki. Nasıl olur?

Haftanın bir günü ŞvM, bir günü Güney Raporları... Belki gönderimden 1-2 gün sonra web sitemde de bir kısmını blog yazısı olarak yayınlarım. 

NOT: KalemKahveKlavye'nin 10. yılında yeni içerik planları belirlemek için okur önerileri alıyoruz. 4 dakikalık, hem de çekilişli bir anket var. Katılmak ister misin?
EVET'se TIKLA
Şahsi ve Muhterem'in ilk kuralı...

...Şahsi ve Muhterem hakkında konuşmamak falan değil. Bu bülteni, bültenden pasajları, abonelik bağlantısını muhtelif adreslerde paylaşman beni mutlu eder. Ama paylaşmazsan da mutsuz etmiş olmazsın. 

Facebook'ta Paylaş Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Twitter'da Paylaş Başkasına GÖnder Başkasına GÖnder
Koray Sarıdoğan

koray@koraysaridogan.com
"Sanat şahsi ve muhteremdir"
diyen Fecr-i Âti'ye selamla...

Bir yerlerde yolumuz kesiştiğini düşündüğüm için bu maili aldın. Sonrakileri almak istemezsen:

E-posta listesinden çık
MailerLite