HK Kitap Bülteni, Sayı 02, Temmuz 2018
Keyifli okumalar...
Harun Kaban, harunkaban.com
harunkaban@yandex.com
05426573801

Zaman Makinesi...

İnsan bazen yaşadığı zamandan ve mekândan kaçmak istiyor. Bu bazen doğrudan, kelimenin tam anlamıyla "kaçmak" oluyor, bazen de farklı yöntemlerle yapıyoruz.

Seyahat etmek bunlardan birisi, yaşadığımız zamana ve mekâna geri dönmek üzere, bir süreliğine değiştiriyoruz "dünya"mızı. Seyahat ve tatil esnasında zamanın iş gününe nazaran farklı geçtiği hissi aslında sadece mekânımızı değil, zamanımızı da değiştirdiğimizi gösteriyor bence.

Bir diğer kaçış yöntemi filmler. İyi bir senaryo ile film sizi içine alıyor ve bir süreliğine bulunduğunuz dünyanın dertlerinden ziyade filmdeki kurgusal dünyasının dertleri ile hemhâl oluyorsunuz.

Bu kaçışlardan en güzellerinden birisi ise elbette ki kitaplar... Her kitap ayrı bir dünya.

Bu bültende sık sık bahsedeceğim Rus Edebiyatı Klasiklerini kronolojik olarak okuma serüvenim, hiç tahmin etmediğim bir şeye dönüştü; birden bire 150 yıl geriye gittim ve adeta Çarlık Rusya'nın yıkılışına ve Sovyet Devrimi'nin gelişine tanıklık ediyorum.

Bu okuma beni aynı zamanda tanıdık bir hisle de yeniden yüzleştiriyor. 2011'de birkaç ay Tiflis'te kalmıştım, Tiflis birçok anlamda beni çok etkiledi, üzerimde çok iz bıraktı ama en temel şeylerden birisi, bir geçiş dönemine şahitlik etmek olmuştu. Adeta Sovyet zamanlardan günümüze doğru geçişin son demlerini yakalamıştım, sokak araları Sovyet zamanları yaşarken ana caddeler kapitalizmle tanışıyordu.

Tüm bu söylediğim yöntemler aslında tek bir şeye delalet ediyor, aslında zaman makinesi hali hazırda icat edilmiş durumda. Sadece ihtiyacınız olan bir çocuk naifliği, gerisi kendiliğinden geliyor, belki bir kitabın iki kapağının arasında, belki bir filmin açılış yazısında belki de bir uçak biletinin üzerinde...

0

Altı Çizili Satırlar

0

"Âşık olduğu belliydi. Çünkü sözlerime önceye oranla şimdi daha kolay inanıyordu.

"Çevrsindekilerden hiç kimse durumu anlamıyor ya da anlamak istemiyor, dünyada her şey eskiden olduğu gibi sürüp gidiyor sanıyordu. İvan İlyiç'e en ağır gelen de buydu."

"Koridordan insanın kulağını okşayan tanıdık bir ses duyuldu. Nehlüdof'un yüreği sevinçle ürperdi. 'Buradaymış!" Bulutların ardından ansızın güneş gözükmüştü sanki."

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Bir Kitap

Hakikat Sonrası Çağ / Post-truth Çağı

24 Haziran seçimleri geride kaldı. Fakat bu seçim sonrası, zaten varolduğunu bildiğimiz bir durumun artık ne derece kontrolden çıktığını farketmiş olduk.

CHP seçmeni birçok insan (sayısı belki binlerce) o gece Muharrem İnce'nin tehdit edilip, "iç savaşı önlemek" adına Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı halde "kaybettim" diye açıklama yaptığına; İnce'nin karısının başka bir yere kaçırıldığına ve İnce'nin tehdit edilerek bir gazeteciye "adam kazandı" diye mesaj atmaya zorlandığına ve daha birbirinden korkunç birçok "yalan"a inanıyor. Muharrem İnce bu iddialara "şizofren bunlar" diyerek cevap verdi ama o sözü dahi tehditle söylemek zorunda kaldığını düşünüyorlar; İnce "beni tehdit edecek adam yeryüzüne gelmedi" de dedi ama kimse dikkate bile almadı, tehdit edildiğini düşünüyorlar halen.

Eğitimli, aklı başında, bu yalanlar hariç günlük hayatında son derece rasyonel ve başarılı insanlar nasıl bu hale gelebiliyor?

"Gerçek" olanı değil "ihtiyacımız olan gerçek"leri duymak istiyoruz, aslında mesele bundan ibaret.

2016'da Oxford Dictionary'nin "yılın sözcüğü" seçtiği, Ralph Keyes'in 2004'te temellendirdiği "Post-turth" veya "gerçeklik ötesi" diye çevrilen kavram, bu durum için kullanılıyor.

Kitap yazıldığı esnada henüz ne Facebook, ne Twitter ne de YouTube var fakat "neden yalan söyleriz?" gibi temel bir sorunun üzerinden kitap her dönem için geçerli olan bu meseleyi çok ilginç yaşanmış örneklerle anlatıyor. Konu ilginizi çekiyorsa veya olan biteni anlamlandırmak istiyorsanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

0

Bir Yazar

Alain de Botton

Meşhur filozoflardan biri ile aynı çağda yaşasak nasıl olurdu acaba diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Veya büyük yazarlarla aynı çağda yaşamış olmak nasıl bir duygudur? Ben bu duyguyu hep merak etmişimdir, mesela Suç ve Ceza yayınlandığında o kitabı bir kitapçıdan alan insanlar oldu veya Dante'nin fikirlerini dinleyen, bazılarını saçma bulan bazılarından etkilenen gerçek insanlar vardı.

Sonrasında çağdaşım olan ve ileride (belki biz öldükten sonra) bu bahsettiğim yazar, filozof, şairler gibi dünyayı değiştiren insanlar arasında yer alacak olan insanları, bu farkındalık ile takip etmeye başladım.

Alain de Botton, çağdaşımız bir filozof. Günlük hayatta varolan meseleleri, çok farklı bir bakış açısıyla size sunuyor ve yeniden değerlendirmenizi sağlıyor. Çok büyük teoriler, çok büyük iddialar ortaya koymuyor fakat "akıl yürütme" olarak kullandığı yöntem, insanın hayatında çok farklı pencereler açabiliyor.

0

Statü Endişesi

Kendinizi mutlu hissetmek için ve insanların gözünde iyi görünmek için başarılı olmanız gerekir. Başarı sadece bir alanda değil, insan hayatının her anında ölçümlediği bir “değer”dir. Bir otobüsü yakalamaya çalışmaktan tutun, biriyle flört etmeye başlamak veya o flörtü ilişkiye çevirmeye çalışmaya kadar, hayatın her alanında bu hesaplama vardır. Başarıyı ise, edimin öncesinde yaptığınız bir tanımla veya o alanda daha önceden yapılmış bir tanımla ölçersiniz; saat 5 otobüsüne binmeye karar verdiyseniz başarı ölçütünüz artık bellidir veya bir flört ise söz konusu olan, sizden önce tanımlanmış olan “akşam birlikte yemeğe çıkma” konusunda hoşlandığınız kişiyi ikna etmeniz bir ölçüdür. Ve tüm bunları bir anlamda “kendimize saygı duymak” ve dolayısıyla toplumun bize saygı duymasını sağlamak için yaparız. Bu da aslında bir nevi toplum içindeki "statü"müzü belirler.

Alain de Botton “Statü Endişesi” kitabında, toplum içinde sahip olduğumuz konumu korumanın yarattığı stres üzerine kafa yoruyor. Statümüzü yüksek tutmaya çalışıyoruz, statümüzdeki bir düşüş bizi toplum gözünde “düşük” olarak algılatacağı için endişeleniyoruz. Bu endişeye sebep olan durumları Botton beş başlıkta topluyor: Sevgisizlik, snopluk, beklenti, meritokrasi ve güven. Sahip olduğumuz statüyü korumak, devam ettirmek için önümüze konulan beklentiler bizi endişeye sevkediyor, beklentileri karşılayamazsak ve statümüz sarsılırsa diye endişe ediyoruz. Bu beklentileri de insanlar tarafından sevilmek için karşılamaya çalışıyoruz, statü endişemizin temellerinde bu gibi faktörler var.

Bu endişeden kurtulmak için de bazı formüller sunuyor Botton: Felsefe, Sanat, Politika, Hristiyanlık ve Bohemlik.

Hristiyanlık’tan kasdettiği şey aslında din. Zengin de olsanız, fakir de olsanız, toplum tarafından sevilen takdir edilen biri de olsanız, toplumun nefret ettiği biri de olsanız, sonuçta herkes ölecek! Bu dünyanın “beklentileri” çok da önemli değildir, önemli olan öteki dünyadır, dolayısıyla bu dünyada elde ettiğiniz mal, mülk ve başarıyı çok da önemsemeyin. Bu akıl yürütme ile bu dünyada başarısızlığınızın yaratacağı endişeden kurtulabilirsiniz. Veya Bohemlik… Toplumun genel geçer kurallarını reddeden, onları dikkate almayan, hatta o kuralların tam tersine bir hayat tarzı benimsemek bir çözüm olabilir; böylece toplumun gözünde önemli görünen “statü”ler sizin için anlamsız hale gelir ve stres kaynağı olmaktan çıkar.

Kitap her başlıkta ilginç ve heyecanlı bir akıl yürütme çok zevkli bir okuma sunuyor.

0

Haberler / Bir Kullanma Kılavuzu

Hayatımızda "dedikodu"nun önemini ihmal ediyoruz. Böyle söyleyince çok "aykırı" bir söylem gibi geliyor fakat dedikodu, aslında hayatımızın tam merkezinde yer alıyor. Esasında o kadar da kötü bir şey de değil, hatta "hayatta kalma/survive" yöntemleri arasında, şimdiye kadar en önemli yöntemlerden bir tanesi bile diyebiliriz.

Sanırım lafı nereye getireceğimi anladınız: Haberler aslında bir çeşit "kurumsal ve etik dedikodu" yöntemi.

Öncelikle dedikodunun "hayatta kalma" açısından nasıl bir önemi olduğundan bahsedeyim. İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel özelliği "konuşarak" iletişim kurması ve bu konuşmayı bir "bilgi aktarımı" ve "bilgi birikimi" yöntemi olarak kullanması. Bu sayede dünyanın sahibi ve en tehlikeli yaratıkları insanlar. Maymun toplulukları, insanlardan sonra bu yöntemleri kullanan önemli hayvanlar arasında ikinci sırada. 50 bireylik topluluklara kadar genişleyebiliyorlar.

Peki bu ne demek?

Mesela bir kabile mensubu, ırmağın kenarındaki büyük ağacın yanında bir arslan gördüğünde, hemen gelip bunu kabilesindeki diğer üyelerle paylaşır, o ağacın civarında dikkatli olmaları için uyarır. O esnada orada olan birisi, gider ve ailesinin diğer üyelerini, çocuklarını uyarır ve ırmak kenarındaki büyük ağacın yanındaki arslanlar hakkındaki "haber" tüm kabilede yayılır ve kabile üyeleri artık o ağacın civarında bir arslan tehlikesi olduğunu bilir. Bunu maymunlar da bir nebze yapabiliyor fakat mesela ırmak kenarındaki ceylanlar halen arslanlara yem olabiliyor, çünkü yeterince iyi dedikodu yapamıyorlar, haber yayamıyorlar.

Fakat hayatımızı kurtaran "haberler" artık hayatımızı çekilmez hale de getirebilir. 24 saatlik günün 8 saati uyku ile, geri kalan 16 saatin 10 saati ise ekran başında geçiyor, bu ekran bağımlılığı artık sağlığımızı tehdit ediyor.

Kitap bu ve benzeri akıl yürütmelerle çok keyifli ve zihin açıcı bir okuma sunuyor, eğer bu kısa giriş ilginizi çektiyse, kitap tahmin edemeyeceğiniz kadar keyifli bir okuma olabilir.

Rus Edebiyatı Klasikleri Okuması

Oblomov'a gelirken...

Rus Edebiyatı'nın iki büyük karakteri vardır, ki karakteri yaratan yazardan da, eserin kendisinden de bağımsızlaşmış ve kendi başlarına bir şöhret ve varlık edinmişlerdir. Bunlardan birisi Raskolnikov, diğeri de Oblomov'dur. Raskolnikov, yine nispeten Suç ve Ceza ve Dostoyevski'ye aşinalık gerektirir fakat Oblomov yazarından da, eserden de neredeyse tamamen bağımsızlaşmıştır.

"Oblomovluk" tabirini bilen veya Oblomov karakterini iyi kötü tanıyan biri muhtemelen, Ivan Gançorov'un ne orijinal eserini ne de yazarı pek bilmez, tanımaz; fakat Oblomov ismi ve Oblomovluk deyiminin çağrışımlarını bilir. Oblomovluk, orta yaşlara geldiği halde, maddi sıkıntısı olmadığı için çalışmayan, ailesinden kalan imkanlarla hayatını devam ettiren ve amaçsız kalmış, bunalımlı bir tip kabaca. Rus Edebiyatı haricinde de birçok yazarın ve eserin benzer karakterleri vardır fakat tabiri caizse kategoriye ismini veren Oblomov'dur.

Rus Klasiklerini kronolojik olarak okumaya karar vermem belki de son sıralar yaptığım en isabetli işlerden birisi oldu. Bir defa sistematik okuma insana çok farklı ufuklar açıyor, fakat onun da haricinde, Rus Edebiyatı'nın emeklemesine, ilk nüvelerine ve nasıl harika bir şeye dönüştüğüne şahitlik ediyorum. Puşkin, Gogol ve Lermontov'u bitirip Tolstoy'a geçince bir şeyi daha fark ettim, Oblomov'un da doğuşuna şahitlik ediyorum.

Puşkin'in Yüzbaşının Kızı'ndaki Peçorin tiplemesi, Lermontov'un Zamanımızın Bir Kahramanı'ndaki doğrudan kitaba ismini veren "zamanın bir kahramanı" olan karakter belli açılardan bakıldığında tam bir Oblomov tiplemesi aslında. Tolstoy'un Diriliş'indeki kahraman Nehlüdof da yine bu tipin bir temsilcisi.

Beni asıl heyecanlandıran ise bu tipin Türk Edebiyatı'ndaki yansıması. Geçen ay okuduğum Yusuf Atılgan, öncesinde Tutunamayanlar, Rus Edebiyatı okumaları ile bambaşka anlamlar kazanıyor benim için. Bir an önce Rus Edebiyatını belli bir noktaya getirip, Türk Edebiyatı için benzer şekilde bir sistematik okuma yapmak istiyorum.

NOT: Rus Edebiyatı Klasiklerini kronolojik olarak okumaya başladım birkaç ay önce. Bu okuma ile ilgili notlarımı bu bülten aracılığıyla paylaşıyorum ve okumayı takip etmek isterseniz internet sitemdeki ilgili sayfadan ulaşabilirsiniz.

Okuma Listesi'ne göz atın!
0

Erik Johansson Fotoğrafları

Çantamtaki Taş

Bültenin Haziran sayısında, başlık olarak kullandığım resmi merak edip soranlar oldu. Aslında bültende mutlaka kaynak belirtmek, referans vermek istiyordum, fakat unutmuşum. Fotoğraf, İsveçli fotoğrafçı Erik Johansson'a ait. Johansson sadece bir fotoğrafçı değil, aynı zamanda bir tasarımcı. Zaten fotoğrafları da birer "tasarım" sayılır. Bir röportajında "fotoğraf hayal ediyorum" diyordu, çekmek istediği bir kareyi bir nevi yaratıyor. Çalışmalarını bir kategoriye sokmak zor, sadece fotoğraf veya sadece foto-manipülasyon, grafik tasarım demek zor, zira hepsini birden yapıyor. İşin güzel tarafı, fotoğraflarının birçoğunun hazırlık ve sahne arkasını da YouTube kanalında paylaşıyor.

Bültenin bu başlığında kullandığım fotoğrafın çekiliş süreci ve "kamera arkası"nı da videodan izleyebilirsiniz.

0

Okur Dertleri / Büyük Sorular

Kitapları rafa dizerken neye dikkat etmeliyiz?

Beşir Ayvazoğlu bir yazısında bir yazar derdinden bahsediyordu. Zaman içerisinde birkaç yayınevi değiştirdiğini ve bu nedenle kitaplarının birkaç yayınevi tarafından farklı ebatlarda ve tasarımlarda basıldığını, bu durumun da, kitaplarını bir yerde toplamak istediğinde, kitaplığında oluşturduğu farklılığın bazen canını sıktığını yazıyordu. Aslında bu aynı zamanda bir okur derdi, kitaplığımızı yerleştirirken veya düzenlerken neye göre düzenlemeliyiz, nasıl yerleştirmeliyiz?

Tabii bu sorunun bir "doğru" cevabı yok, herkese göre farklı cevapları olan bir soru ve hatta aynı kişinin farklı ruh haline göre dahi değişen doğru cevapları var.

Yazar veya tür bazlı bir dizilim yapabilirsiniz. Yayınevi bazlı bir dizilim de yapabilirsiniz. Fakat eğer fiziksel bir düzen istiyorsanız, o zaman da kitap boyutuna göre dizebilirsiniz. Bazı durumlarda tüm bunları aynı anda yapabilirsiniz.

Ben birkaç yöntemi bir arada kulanıyorum. Öncelikle tür bazlı diziyorum, yani mesela sinema kitapları bir rafta, roman kitapları bir rafta, deneme kitapları bir rafta gibi... Bu durumun istisnaları yazar bazlı oluyor, mesela romanlar veya edebiyat kitapları bir rafta oluyor fakat Kemal Tahir kitapları yan yana, Orhan Pamuk kitapları yan yana gibi... Aynı kriter diğer raflar için de geçerli, eğer tür içerisinde bir yazarın birden fazla kitabı varsa onları mutlaka yan yana diziyorum. Bu erişimi kolaylaştırıyor.

Tüm bunların yanında, kitapların fiziksel durumları da bazen zorunlu düzenlemelere neden olabiliyor. Mesela 16x24 cm gibi büyük boyutlardaki kitapları ayrı bir rafa alıyorum, tür ve yazar kaygısı maalesef bu durumda ikinci planda kalıyor fiziksel imkansızlıklar nedeniyle.

Bu durumların hiçbiri bende takıntı sayılmaz, fakat biliyorum ki bu durumun takıntı olduğu insanlar da var. Siz onlardan biri iseniz, lütfen bana yazın, açıkçası merak ediyorum bu durumun takıntı derecesinde olduğu insanların hikayelerini... ☺️

0

Birlikte okuyalım, okuduklarımız üzerine konuşalım

Facebook'ta kapalı bir grup olarak açtığım okuma grubunda, okuduklarımız üzerine konuşup tartışmak ister misiniz? Birbirimizi yeni okumalardan haberdar edecek veya fikir alışverişinde bulunabileceğimiz bir platform olarak planladığım bu gruba sadece bülten üyeleri ve Facebook sayfamın takipçilerini dahil edeceğim. Aşağıdaki linkten istek gönderebilirsiniz.

ÜYE OL

Arşiv

HK Kitap Bülteni'nin ilk sayısını kaçırdıysanız, buradan okuyabilirsiniz.

HK Kitap Bülteni, Sayı01, Haziran 2018

Harun Kaban

harunkaban@yandex.com

Facebook Twitter Youtube Instagram

Bu e-postayı HK Kitap Bülteni'ne abone olduğunuz için alıyorsunuz.

Unsubscribe

MailerLite