HK Kitap Bülteni, Sayı 01, Haziran 2018
Keyifli okumalar...
Harun Kaban, harunkaban.com
harunkaban@yandex.com
05426573801

Başlarken...

Evvela merhaba,

Uzun zamandır aklımda olan "kitap bülteni" fikri, bu e-posta ile hayata geçmiş oluyor; inşallah her ayın ilk pazartesi günü bu bültenin yeni sayısını e-posta kutunuzda bulacaksınız.

İlk sayıda, ne yapmak istediğimden biraz bahsetmek istiyorum, sonrasında öneri ve eleştirilerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum, zira bu bülteni zaman içerisinde tavsiyeler doğrultusunda geliştirmek istiyorum.

Bu bültende neler olacak?

Öncelikle okuma notlarım, altını çizdiği satırlar, tavsiye edeceğim kitaplar gibi her sayıda mutlaka olmasını düşündüğüm bölümler olacak. Zaman zaman film önerileri, YouTube videoları da ekleyeceğim. Bunların yanında fotoğraf, sosyal medya, internette yayınlanmış okuma önerileri gibi sayıdan sayıya değişecek şeyler de olsun istiyorum, bu biraz bültene gösterilen ilgi ile şekillenecek diye düşünüyorum.

Okur dertleri...

İyi bir okurun, iyi bir okur olmayanlar tarafından "dert" kategorisinde görülmese de epey "ince dertleri" olabiliyor. Mesela kitaplıkta simetri veya düzen isteyen bir okurun hayatı çok zor, eğer sevdiği yazarın kitapları bir arada dursun istiyorsa ve bu yazar birkaç yayınevi değiştirmişse, her yayınevi farklı boy kitap bastığı için okur büyük bir ikilemde kalacak demektir. Bu bültende böyle dertler üzerine de kafa yormak istiyorum, sanırım beni en heyecanlandıran bölüm burası olacak, bu bölüme sizlerden geri dönüşleri de mutlaka bekliyorum, zira her insanın dertlendiği şey farklı oluyor.

Büyük Sorular

Bu bültende, yine aslında "okur dertleri" anlamında fakat başka bir başlık olarak bir de "büyük sorular"a kafa yoracağım. Nedir bu büyük sorular? Mesela "bir yazarın bütün kitaplarını okumalı mıyız?" veya "bir kitaba başladıysak illa bitirmeli miyiz, yoksa sevmediysek okumayı bırakmalı mıyız?" gibi daha derin dertlenmemize neden olacak sorular üzerine kafa yoracağım; bu bölüm için de geri dönüşleri mutlaka bekliyorum.

İlk sayıda aklımdaki her şeyi uygulayamadım fakat vaktimiz var, zaman içerisinde daha güzel sayılarla da buluşuruz inşallah. Şimdi sizi bültenle başbaşa bırakayım, keyifli okumalar. 

Harun Kaban

0

Altı Çizili Satırlar

0

"Babam dağa bakan pencerenin dibinde, sessizliğin içine bırakılan başka bir sessizlik gibi öylece yatıyordu."

"Oğlum Zebercet, ben ölürsem olur olmaz kimselere vermezsin bu odayı."

"Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir. Bugün, şimdilik 'paltosunu ilk çıkardığı gün'dü, sonra 'Güler'i ilk gördüğü gün' olacaktı."

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
0

Okuma Notları

0

Kuşlar Yasına Gider

Hasan Ali Toptaş'ı uzun zamandır okumayı planlıyordum ama bir türlü başlayamamıştım. Aslında kitapçıda birkaç defa uzun uzun inceledim kitaplarını, birkaç sayfa okumayı denedim fakat üslubunun zor olduğuna kanaat getirdiğim için erteledim. Kuşlar Yasına Gider'in ilk cümlesini okuyunca açıkçası biraz sarsıldım ve öyle okumaya karar verdim.

Hasan Ali Toptaş, modern romanımızın önemli isimlerinden birisi fakat ben "büyülü gerçekçilik" akımını pek sevmiyorum, mesela Gabriel Garcia Marquez'i de zar zor okudum, o da en ince üç kitabını... Hatta en sevdiğim kitabı romanları değil roman olmayan, seyahat notları oldu... 🤒 Hasan Ali Toptaş'ı okuyamama nedenim de aslında aynıydı. Fakat bu romanı önceki kitaplarına göre biraz "basit" veya "sade" olmakla eleştirilmiş, bu da neden bu kitabı sevdiğimin sebeplerinden birisi herhalde.

Ben "okuma"nın bir "yaşı" ve "dönemi" olduğuna inanıyorum, bazı kitapları, bazı metinleri bazı yaşlarda ve dönemlerde okumak gerekiyor; şöyle demek daha doğru belki, bazı kitaplar, metinler bazı yaş ve dönemlerde okununca ancak nüfuz edilebiliyor. Benim için Hasan Ali Toptaş'ın vakti gelmemişti, demek ki artık gelmiş, artık diğer kitaplarını da okuyabilirim. 

Hasılı, Kuşlar Yasına Gider çok zarif, çok naif bir hikaye. Yazacak çok şey var, belki bir yazıya taşar bu not.

0

Yusuf Atılgan uzun zamandır ertelediğim fakat her yerde ve sürekli karşıma çıktığı için artık bir şekilde okumak istediğim yazarlardan birisiydi. Özellikle son birkaç yıldır, Kürk Mantolu Madonna'dan sonra en popüler instagram fenomenlerinden birisi haline geldi, mantar biter gibi çoğalan popüler edebiyat dergilerinin vazgeçilmez kapaklarından biri oldu. Lise yıllarımda deneyip de okuyamadığım yazarlardan birisiydi, özellikle Anayurt Oteli'ni çok merak ediyordum. Bazı yazarların "dönem" ve "yaş" gelince okunabildiği kanaatimi bir kez daha pekiştirdim, demek ki Yusuf Atılgan okuma yaşım ve dönemim şimdiymiş. İki kitabını da okudum, sevdim de. Yani o kadar tantana boşa değilmiş. 😌

0

Anayurt Oteli

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan'ın Manisa'da çocukluğunda babası ile şehre gittiklerinde, sonrasında da her Manisa'ya gittiğinde kaldığı Anavatan Oteli isimli bir otelden neşet etmiş. Kitaptaki otelci Zebercet de o otelin sahibi kitapta küçük yer değiştirmeleri var ama hikayede epey otobiyografik izdüşümler var.

Yusuf Atılgan bir röportajında Anayurt Oteli'ni yazmaya karar verişini şöyle anlatıyor: "Bir gün bu oteli yazma isteği doğdu içime. O sıralar arkadaşlarla Ödemiş Birgi'ye gideceğiz. Gece Aydın'da bir otelde kaldık. Bir otel işte. Kapıdan giriliyor. Karşıda yukarıya çıkan bir merdiven var. Katibin yeri de bu merdivenin altında. Önünde bir küçük masa. Gece arkadaşımla konuşurken 'Yahu,' dedim, 'bu adamın buradaki hayatı ne olabilir?' Merdiven altında oturan bir adam. Nasıl bir adamdır bu? Üstelik benim bunaldığım zamanlar. Anavatan Oteli ile bu durumu birleştirdim, kendi ruh durumumu da yansıtmaya çalıştım. Bu roman çıktı."

Kitap ince ama okuması zor bir kitap, fakat eğer zaman ve yaş doğruysa gerçekten çok enteresan bir okuma olabilir. Beni etkileyen kısmı, benzer şeyler benim de planlarımda var, yani edebiyatın "küçük hayatlar" dediği mesela bir taşra oteli katibinin bir gününü anlatan türden hikayeleri de hayatları da merak ederim. Benim de böyle hikayeler yazmak için hazırlıklarım var, durum bu olunca benim için ayrıca heyecan verici bir okuma oldu. Fakat Yusuf Atılgan genel olarak "bunalımlı" biri, okurken hafakanlar gelebilir, bu kısımlar da bir yazıya taşar. 😌

Anayurt Oteli, Ömer Kavur tarafından aynı isimle beyaz perdeye aktarılmış. Filmi de izledim. Filmi izlemek de kitabı okumak kadar zor ama eğer mekanı, kitabın buhranını hissetmek istiyorsanız, başarılı bir tasvir olmuş diyebilirim.

0

Aylak Adam

Bu sıralar Rus Edebiyatı Klasikleri'ni kronolojik olarak okuyorum. Puşkin, Lermontov ve Gogol'ü okudum, Tolstoy'a geçtim. Kronolojik okuma enteresan pencereler açıyor insanda. Mesela meşhur "Oblomov" tiplemesinin doğuşunu ve adım adım gelişmesini izliyorum. Bu tiplemenin Türkçe'ye en iyi çevirisi kesinlikle "Aylak" olurdu, Yusuf Atılgan'ın Türkçe'si çok iyi, dolayısıyla bu tabiri de onun bulmuş olması şaşırtıcı değil. Oblomov / Aylak Adam meselesi üzerine uzunca yazacağım, birkaç okuma daha yapmam gerekiyor fakat kısaca bir şey söylemek gerekirse, her dönemde bu tipin hikayesi yazılmış, Türk Edebiyatı'nda bunun en iyisi de galiba Aylak Adam. Rus Edebiyatı bu tipleme açısından çok zengin, fakat Türk Edebiyatı da fena değil, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı bu tipin daha derin ve entelektüel olanının tasviri gibi mesela; fakat Atay'ın eleştirileri çok daha derin, Atılgan'ın romanında daha "kişisel bunalımlar" üzerinden anlatılıyor tip.

Anayurt Oteli'ne göre daha kolay okunuyor, başlamak için de Aylak Adam tercih edilebilir. Zaten yazarın ilk romanı, Anayurt Oteli daha sonra yazılmış. İlkinde de Türkçesi çok güzel ama ikincide roman tekniği olarak da yazar epey olgunlaşmış görünüyor.

Ben Anayurt Oteli'ni de Aylak Adam'ı da sevdim, fakat birkaç yıl önce okusaydım bu hisler olur muydu, emin değilim.

0

Rus Edebiyatı Klasikleri Okuması

Bu yılın başında, Rus Edebiyatı Klasiklerini kronolojik olarak tekrar okumaya başladım. Kitaplardan bazılarını okumuştum, fakat çok nüfuz edememiştim, ne hikayelerine ne de yazarın derdine... Kronolojik okuma çok güzel gidiyor, ayrıca sadece bir edebiyat okuması olarak kalmıyor, aynı zamanda bir tarih okumasına da dönüşüyor.

Şimdilik Puşkin, Lermontov ve Gogol'ü okudum, Tolstoy'a geçtim. Okumalar için acele etmiyorum, strese girmiyorum, zira sıkılmak veya bunalmak istemiyorum, okuma tempom nasıl yormuyorsa öyle okuyorum, bazen araya birkaç kitap giriyor, bazen hiçbir şey okumadığım bir süre oluyor, sonra kaldığım yere dönüp okumaya devam ediyorum. Bir yandan da notlar tutuyorum, hem bu bülten ile hem de arada blogda yayınlayacağım yazılarla bu notları zaman içerisinde kullanacağım.

Bu okumaların sonucunda, hedefim bir kitap yazmak. Nasıl olur, ne zaman olur onu çok bilemiyorum, acelem de yok fakat bu okuma sürecini bir kitap ile kapatmak istiyorum.

Hangi kitapları hangi sıraya göre okuyorum merak ediyorsanız ya da siz de okumak istiyorsanız, blogumdaki ilgili sayfadan takip edebilirsiniz, sayfayı düzenli olarak güncelliyorum.

0

Okur Dertleri

0
Çantamtaki Taş

Çanta Taşımak

Son sıralar sırtımda bir ağrı başladı. Üşütmüş de olabilirim, o yüzden biraz fazlalaştı ama temel nedeni çanta taşımak. Bir sırt çantam var, içinde şu resimde görülen avuç içi büyüklüğünde bir taş da dahil olmak üzere, envai çeşit şey var ve hiçbirini çıkarıp bir kenara koyamıyorum. Mesele derin, blogumdaki çanta ile ilgili yazıya bir bakın derim.

Çantada ağırlık yapan şeylerden en önemlileri kitaplar. Okuduğum kitapları yanıma almadan evden çıkamıyorum. Ve maalesef ben aynı anda birkaç kitabı birlikte okuyanlardanım, yani bir kitap bitmeden diğerine geçmemek gibi takıntılarım yok, bu da dolayısıyla aynı anda birkaç kitabı taşımak demek.

Mesela bazen üç kitabı taşıyorum günlerce ama tek satır bile okumuyorum. Hatta o gün kesinlikle okuyamayacağımı bildiğim halde yine de yanıma almadan çıkamıyorum. Yanıma almazsam sürekli bir şey unutmuş hissiyle anahtar, telefon, cüzdan üçlemesini kontrol edip duruyorum. Çözümü var mı bilmiyorum, fakat sırtımdaki ağrı bir çözüm üretmem gerektiğini artık iyiden iyiye hissettiriyor.

0

Büyük Sorular

0

Kitaplığımızda okumadığımız onca kitap varken, yeni kitap almalı mıyız?

Kitap satın almak da bir alışveriş çeşidi, dolayısıyla alışveriş için varolan bütün önyargılar, eleştiriler, zaaflar, mutluluklar, heyecanlar, doyumsuzluklar, hepsi kitap almak için de söz konusu.

Kalan son paranızı neye harcıyorsunuz? Mesela bu sorunun cevabı karakterinizi büyük oranda ele verebilir. Sorunun bir başlığı bu, diğeri ise "okumadığımız kitaplar" meselesi.

Yeni Kitap Almak

Alışverişin kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum fakat genel kanı ve çarpık bir kapitalizm eleştirisi olarak "tüketim" meselesi alışverişi adeta şeytanlaştırdı. Dengeli olmak her zaman ve her şey için iyidir, aşırı alışveriş elbette belli sakıncaları da beraberinde getirir, fakat bunu bütünüyle bir tabuya dönüştürmek yanlış. O anlamda "okumadığımız kitaplar varken" de kitap alabiliriz. O kitabı daha sonra bulamayabiliriz, o kitabı almak istediğimizi bir süre sonra unutabiliriz, bir sürü başka nedenle ertelediğimiz kitabı almak, erteleme nedenimize değmeyecek kadar kârlı olabilir. Olmayabilir de... Bunun bahanesi evde okunmayı bekleyen kitaplar olmamalı, zira her kitap kendi başına değerlidir, özeldir.

Kitaplığımızdaki Okumadığımız Kitaplar

Büyük stres kaynağı! Halbuki gerek yok. Ömrünüz boyunca hiç ara vermeden sürekli okusanız bile okuyamadığınız binlerce kitap kalacak. Mesele "okuma" eylemini anlamlandırmak, yoksa sayfa çevirmek ve kelimelerin üzerinden göz ile geçmek değil.

Bu bültenin teması biraz "zamanı ve yaşı gelince okunacak kitaplar" oldu, benim kanaatim bu olduğu için, henüz okumadığınız bir kitap varsa kütüphanenizde, henüz zamanı gelmemiştir diye düşünüyorum. Sırf okumadığınız için rafta durup sizi strese sokan bir kitabı zorla okumak ve o kitaptan zevk almamak çok daha kötü değil mi? Halbuki dursun durduğu yerde, günü geldiğinde zaten kendiliğinden o kitap sizi çeker.

Ayrıca, kitaplığınızda okumadığınız kitapların olmasının şöyle bir zevkli tarafı da var: Kitapçı gezer gibi kendi kitaplığınızı gezip, yeni ve okunmamış kitapları karıştırabilirsiniz. 😌 Benim en sevdiğim şeylerden birisidir bu, kendi kitaplarımı incelemek.

Fakat eğer kitaplığınızda okumadığınız kitapların sayısı çok fazla ve siz genel olarak başka kitaplar da okumuyorsanız, o zaman burada strese girmeniz gereken şey kitaplığınızda duran okunmamış kitaplar değil, okumuyor olmanız veya okuma performansınızdan memnun olup olmadığınız meselesidir.

Hasılı kelam, bence okumadığınız kitaplar yeni kitap almaya engel olmamalı, strese de sokmamalı.

0

24 Haziran'dan sonra artık yeni bir sistemle devam edeceğiz. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, her anlamda yeni olacak, fırsatları ve uygulamaları açısından da, krizleri açısından da yeni tartışmalar söz konusu olacak.

Sistemi tartışarak olgunlaştırmamız gerekiyor. Bunun için de klasik "istemezük" veya "ne olursa olsun" uçlarında değil, makul bir ses tonuyla konuşmak, üzerine düşünmek gerekiyor. Liberte Yayınları'nın yeni kitabı, hukukçu Haluk Alkan'ın Cumhurbaşkanlığı Sistemi de bunu yapıyor. Haluk hoca alanında en yetkin hukukçulardan birisi ayrıca şimdilerde çok ihtiyacımız olan makul entelektüellerden birisi. Türkiye'nin demokratikleşme tartışmalarında da inisiyatif almış, fikir namusunu korumuş sayılı entelektüellerden biri.

Kitapla ilgili daha uzun bir değerlendirme yazacağım fakat sistemi anlamak için mutlaka okunması gerekiyor. Şahsen birçok başlıkta tatmin olsam da bazı başlıklarda da kafamda soru işaretleri oluştu sistemle alakalı, o manada neyi tartışacağımızı da bilmek için, sistem üzerine düşünmek için sakin bir dille anlatan bir metin gerekiyor; Haluk hoca bunu yapmış.

Kitabı Liberte Yayınları'nın internet sitesinden indirimli olarak satın alabilirsiniz, ayrıca bir kısmını örnek sayfalarından inceleyebilirsiniz.

0

Bitirirken...

İlk elin günahı olmaz derler. Bu ilk bültende aklımdaki her şeyi yapamadım fakat dert değil, bu işler biraz da yolda dizilen kervanlardan...

Eğer buraya kadar okuduysanız (veya fır fır diye buraya kadar indiyseniz) 😊 lütfen üşenmeyin ve fikrinizi benimle paylaşın.

İsterseniz hemen aşağıdaki sosyal medya hesaplarımdan, isterseniz e-posta ile harunkaban@yandex.com a bir e-posta ile görüşlerinizi, eleştiri ve önerilerinizi benimle paylaşın.

Bülteni beğendiyseniz, hoşlanacağınız düşündüğünüz arkadaşlarınızı da abone olması için teşvik edin. 

Gelecek ay görüşmek üzere, hoşçakalın.

Harun Kaban

harunkaban@yandex.com

Facebook Twitter Youtube

Bu e-postayı HK Kitap Bülteni'ne abone olduğunuz için alıyorsunuz.

Unsubscribe

MailerLite